Sanat Sayfam / Sanat makaleleri

Alberto Giacometti « Ressamlar

Alberto Giacometti, İsviçreli heykelci ve ressam (1901-1966). Bir ressamın oğlu olan Giacometti, kardeşi Diego'yu model diye kullanarak on üç yaşında ilk tablolarını yaptı. Cenevre ve Roma'da öğrenim gördükten sonra 1922'de Paris'e yerleşti. «Birini her gün aynı yerde görecek olsam, onu değişik değil, ama daha iyi görürüm. Ben de daha iyi görmek için çalışıyorum» diyordu. Buna rağmen duruşu, düşüncesi ve yüzü durmadan değişen insanı tasvir etmenin güçlüğünü anlamıştı.

Bunun üzerine «heykel-nesne»ler yapmağa başladı ve bir süre gerçeküstücülük akımına katıldı. 1935'e doğru yeniden insan heykellerine döndü. Durmadan Diego'nun büstü üzerinde çalıştı ve sonunda onu bir kibrit kutusu boyutlarına indirdi, kadın figürleri ise ip gibi incecik uzuyordu.

Hayatının son yıllarında yeniden insan yüzünü incelemeğe girişti ve gene Diego ile bir başka modelin, Annette'in yüzünü konu aldı. Kaba bir gerçekçiliğin ürünü olan büstler yonttu: bu büstlerdeki dehşet ya da buz gibi donmuş, anlaşılmaz sükûnet ifadesi, hayat ile ölüm arasında, sonsuza dek asılı kalmışa benzer.

1962'de Venedik bienali büyük ödülünü kazanan Giacometti'nin başlıca dünya müzelerinde eserleri vardır.



(Solda) «Bir Meydandan Geçen Adam» (1949), sanatçının ip inceliğindeki ilk bronzlarından biri. Çağımızın bunalımı, Giacometti'yi bilerek ya da bilmeyerek heykelin en ilkel biçimlerine doğru itmiştir. Giacometti Vakfı, Zürich.

(Sağda) Kendi eseri olan portresi (1921). Giacometti Vakfı. Zürich.

Çömlekçilik ve Seramik « Genel

Pişmiş topraktan seramik, çömlek, fayans, porselen v.b. yapma sanatı.

8000 yıl önce, kaba kilden yapılmış ilk eşya, güneşte veya ateş üzerinde kurutulurdu. Ortadoğu'da, V. bin yıla doğru, meydana çıkan fırın çömleklerin kırılma tehlikesi olmaksızın kurutulmasına imkân sağladı. Çömlekçi çarkı da bu dönemde icat edilmiştir.

Mısırlı çömlekçiler pek erken çağlarda çarkta çevirmeyi ve fırında pişirmeyi uygulamağa başlamışlardı, hattâ sırlamayı (emay) bile biliyorlardı (M.Ö. 3000). Bu teknik, Avrupa'ya çok daha sonra gelecektir.

Yunan çömleklerinin ünü, kırmızı toprak üzerine yapılmış siyah angoblardan (yüzeye uygulanmış dekorlar) gelir. Bu vazolar geometrik desenlerle (M.Ö. X. yy.), hikâyelerden alınan sahnelerle (M.Ö. VII. ve VI. yy.) süslenir. Genel olarak vazoların süslemesi, bir resimli roman okurmuş gibi hikâyenin izlenmesine yarayan, enine şeritlere bölünür.

Avrupa'da, Ortaçağ'da henüz kaba-saba ve ağır olan seramik, giderek gelişip mükemmelleşir ve XVI. yy.da yüksek bir teknik düzeye ulaşır. XVIII. yy.da, Saksonya porseleni ve Fransa'da, Sevres ve Limoges porselenleri gerçek sanat eserleri olarak kabul edilmektedir.

Anadolu, pek çok eski sanat gibi çömlekçiliğin de beşiği sayılır. Eski Bronz I, II, III, IV, V ve VI çağlarına ait çömleklere Truva'da, Güney Anadolu'nun arkeoloji araştırma bölgelerinde, Kültepe ve Boğazköy gibi eski yerleşme merkezlerinde rastlanır. Doğu Anadolu'da bulunan Urartu çömlekleri Hitit sanatının devamıdır.

KARMAŞIK BİR TEKNİK

Çömlekçilikte, kil veya kumtaşı kullanılır. Önce toprak, pisliklerinden arıtılır, sonra suyla yoğrularak pürtüksüz, homojen bir hamur meydana getirilir.

Sonra elde (modelaj) veya kalıpta (mulaj) yapılabilen, biçimlendirme işlemine sıra gelir. Güney Amerika'nın bazı köylerinde bugün de kullanılan bir tekniğe kolombin adı verilir: küçük bir hamur rulosu sarmal biçimde sarılıp sonradan perdahlanır.

Çevirme en çok kullanılan yöntemdir. Çömlekçi çarkı, bir mile takılmış iki yatay tekerlekten oluşur: bacağın düzenli bir hareketiyle çalıştırılan alt tekerlek, kil yığınının konulduğu üst tekerleği döndürür. Bu çevirme sayesinde, çömlekçinin usta parmaklarının baskısı, toprağa biçim vermeğe (çatmak) yeter.

Mat ve cilâlı çömlekler vardır. Matlara (çiçek saksıları, kiremitler) hiç bir madde sürülmez. Daha çabuk kırılabilen cilâlı çömlekler ise hem ateşe dayanıklı, hem de su geçirmez niteliktedir; 900 ile l 000 derece arasında birinci pişirmeden sonra, ikinci kez fırına verilirken bunlar cilalanır.

PORSELEN

Porselen, esası kaolin olan, genellikle beyaz ve yarısaydam, renksiz ve saydam bir emayla kaplı ince ve sıkı bir hamurdan yapılır. Yumuşak porselenler l 250 derecede bir defa pişirilir ve yarısaydam kalır. Sert porselenler l 000 derecede ilk pişirmeye tabi tutulur; üzerlerine renkli veya renksiz bir sır geçirilir; sonra yeniden, l 400 derecelik fırına verilir, sonra da süslenir (sır altında süsleme) ve üçüncü defa fırınlanır.

Fırından çıkartılmadan önce (açık ateşli ilkel fırın, raflı fırın) pişmiş toprağın çatlamaması için, yavaş yavaş soğutulmalıdır.

Bugün çömlekçi ustaları, Çin veya Japon pişirme yöntemlerinden, kabartma süsleme yöntemlerine veya Bernard Palissy'nin ün kazandırdığı alacalı emay yöntemine kadar çok çeşitli tekniklere başvururlar. Ayrıca, sanayi yöntemleri de (kalıplama ve dökme) tek bir kalıptan pek çok örnek çıkartılmasına imkân verir.



İtalya'nın Faenza kentinde yapılmış (1497) bir tabak. «Fayans» sözcüğü adını bu kentten alırsa da, aslında bu sanat Mezopotamya'da doğmuştur. XVI. yy.dan başlayarak Avrupa'da büyük ilgi görmüş, ama giderek yerini «porselen»e bırakmıştır.



Seramik Müzesi, Fransa. XVIII. yy. yapımı bu renk renk kuşlara bakarak, porselenciliğin Çin'de çok eski geleneği olan, ince bir sanat olduğu sonucuna varabiliriz. Grog-Larven koleksiyonu.

Paul Gauguin « Ressamlar

Paul Gauguin, Fransız ressamıdır (1848-1903). Paris'te doğan Gauguin, çocukluğunu Peru'da geçirdikten sonra, donanmaya girdi ve dünyayı dolaştı. Sonradan bir bankada memur oldu, sakin bir hayat sürdü: izlenimciliğin etkisinde kalan, bir hevesli, bir «pazar günü ressamı»ydı.

Sonradan kendini sadece resme adamağa karar verip bankadan ayrıldı. Büyük bir yoksulluğa düştü ve giderleri kısmak için Bretagne'da, Pont-Aven'e çekildi (1886). 1887'de yabancı ülkelere duyduğu özlem onu Panama ve Martinique'e doğru yol alan gemilere binmeğe itiyordu. İşte bu yoldan tropiklerin göz kamaştırıcı ışığını buldu, ama parasızlık yüzünden 1888'de dönmek zorunda kaldı.

Artık doğacılıktan (natüralizm) vazgeçmişti ve tamamen hayal gücüne dayanıyordu. Perspektifi bırakmış, tablolarını, renkli lekelerin koyu ve kalın bir çizgiyle sınırlandığı geniş, tek boyutlu düzeyler olarak yapmağa başlamıştı. Sonunda, Tahiti Adası'na gitmeyi başardı. Orada tam bir adalı gibi yaşıyor, güzel kadınlar resimlerinin esin kaynağı oluyordu. Gauguin'in resimlerinde bu kadınlar, sağlam ve yapılı vücutlarıyla pembe, mor, mavi karışımı sıcak ve pırıltılı renk tonları içinde yüzer.

Stilize desen ve saf renklerin kullanılışı yönünden ilkel sanatları andıran Gauguin'in tabloları, modern resim sanatının habercisi olmuştur. Gauguin, dekoratif biçimlere karşı duyduğu ilgiyi de, çeşitli heykel ve gravür çalışmalarında dile getirmiştir.

Bazı Eserleri

Viroflay'den Manzara, Vaazdan Sonraki Hayal, Sarı İsa, Bretagne'dan Manzara, Çiçekli Kadın, Ay ve Dünya, Vücutlarının Altını, Kumsalda Atlılar, Tahitili Aile.



(Solda) Gauguin'in 1903'te yaptığı kendi portresi. Güzel Sanatlar Müzesi, Basel.

(Sağda) «Nereden geliyoruz? Neyiz biz? Nereye gidiyoruz?» (1897).

oyunlar